tarım politikaları

1- MARMARA BÖLGESİ  TARIMINI ETKİLEYEN POLİTİKALAR

 

2.1. Ulusal Politikalar

 

2.1.1. Türkiye Tarım Politikalarında Değişim Süreci

 

Diğer sektörlerde olduğu gibi tarım sektöründe de dünyadaki pek çok ülkede, çeşitli iç kaynaklı nedenler yanında, küreselleşme akımının da etkisiyle bir değişim süreci yaşanmaktadır. Bu süreç, Türkiye’de de, yenilenme, yeni arayışlara yönelme ve gelişmeyi yakalama şeklinde kendisini göstermektedir.

Tarım sektöründeki değişimin merkezini tarım politikaları oluşturmaktadır. Ancak tarım politikaları kavramı; tarımsal üretim politikaları, iç ve dış pazarlama politikaları, bölgesel politikalar, sosyal politikalar ve tarımsal gelir politikaları gibi son derece geniş bir yelpazeyi kapsamasına karşın, Ülkemizdeki bu değişim sürecinde, büyük çoğunlukla destekleme politikaları konusunun daha fazla kamuoyu gündeminde yer aldığı görülmektedir. Bunda, Türkiye kırsalında yaşayan nüfusun toplam ülke nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturması ve bunun da önemli bir bölümünün geçimini tarımsal faaliyetle sağlamasının önemli etkisi olduğu gözlenmektedir.

Ülke genelinde sürdürülmüş olan eski uygulamalara alternatif olabilecek çok kapsamlı yeni arayışlar ve özellikle son yıllarda destekleme politikaları konusunda yapılan değişikliklerin boyutu nedeniyle, bu değişim süreci reform olarak da nitelendirilmektedir.

 

2.1.2. Tarım ve Destekleme Politikalarında Yeni Arayışlara Yol Açan Başlıca Nedenler

 

Türkiye’de tarım politikaları ve bu kapsamda destekleme politikalarında yeni arayışlara yol açan sürecin başlaması; ülke içi koşullara bağlı içsel nedenler yanında çeşitli dışsal nedenlere de dayanmaktadır.

Bunlardan içsel nedenlerin başında, “tarımdaki yapısal sorunlar” gelmektedir. Bunlar, mevcut destekleme sisteminin sağlıklı yürütülmesi ve yönlendirilmesini engellemekte veya bunlara olumsuz etki yapmaktadır. Yapısal sorunların başında; parçalı ve küçük tarım işletmesi varlığı, yetersiz üretici örgütlenmesi, tarım nüfusunun fazlalığı, çiftçi kayıt sisteminin yetersizliği, ürün piyasaları altyapısının zayıflığı, tarım hizmetlerinin çok çeşitli kurum ve kuruluş tarafından yürütülmesi, tapu ve kadastro işlemlerinin henüz ülke genelinde tamamlanamamış olması ve üretici eğitim düzeyinin düşüklüğü gibi konular gelmektedir. Bunların bir kısmının çözümünde önemli mesafeler alınmış olunmasına karşın halen büyük bir bölümüne ilişkin çözüm arayışları devam etmektedir.

Bir diğer iç kaynaklı neden, yapısal sorunların çözümsüzlüğü ile ortaya çıkmış olan “desteklemelerin devlete olan mali yükü arttırdığı” ve bunun da büyük çoğunlukla “destekleme alımlarıyla” oluştuğudur. Tarımsal desteklemelerin mali yük olması yanısıra  enflasyonist etkiye sahip olduğu ve tarıma aktarılan kaynakların bütçe açıklarına yol açtığı yönünde görüşler de bulunmaktadır.

Sözkonusu yapısal sorunlar, destekleme uygulamalarının amaçlanan ve önceden belirlenmiş hedeflere ulaşmasını engellemektedir. Örneğin, küçük işletmelerin toplam içerisinde sayısı daha fazla olmasına karşın uygulanan desteklemelerin büyük çoğunluğu, tarım alanı bakımından payı daha fazla olan büyük üreticilere ödenmektedir. Böylece, devlet desteğine daha çok ihtiyacı olan küçük işletmeler mevcut uygulamalardan daha az yararlanmaktadır. Bu da gelir ve mülkiyet dağılımındaki dengesizliği daha da artırmaktadır.

İçsel nedenler yanında, çeşitli uluslararası yükümlülükler ve dünya tarım ürünleri piyasalarındaki rekabete hazırlanma düşüncesi dışsal nedenler olarak değişim sürecinde önemli bir etkiye sahiptir. DTÖ’nün belirlemiş olduğu uluslararası ticaret kuralları ve bu kapsamda Gümrük Tarifeleri Ticaret Genel Anlaşması (GATT) kapsamındaki Tarım Anlaşması’na uyum, AB Ortak Tarım Politikası (OTP)’na uyum çalışmaları ve Uluslararası Para Fonu (IMF) anlaşmalı ekonomik istikrar programına uyum Türkiye’nin başlıca uluslararası sorumluluklarındandır.

 

2.1.3. Gelişim Süreçlerine Göre İzlenen Tarım Politikaları ve Stratejiler

 

Türkiye’de tarım politikalarının işleyişi; çeşitli tarım politikası karar ve yönlendirme kurumları, ürün piyasa düzenlemeleri, ürün pazarlamasında kurumsal yapılanma, tarımsal finans kaynakları ile fiyat ve destekleme uygulamaları kapsamında bir bütünlük halinde yürütülmektedir.

Karar organları arasında, Bakanlar Kurulu, Tarımda Yeniden Yapılanma ve Destekleme Kurulu, Para Kredi Kurulu, Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), Tütün Kurulu ve Şeker Kurulu yer almaktadır. Ürün piyasa düzenlemeleri çoğunlukla; hububat, şeker pancarı, tütün, meyve-sebze, canlı hayvan ile et ve süt ürünleri üzerinde yoğunlaşmaktadır. Pazarlamada kurumsal yapılanma büyük oranda; TMO, şeker fabrikaları, TEKEL, haller, ürün borsaları ve kooperatiflerden oluşmaktadır. Tarımsal finans kaynakları kapsamında, belirgin olarak; Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri (TKK) öne çıkmaktadır. Fiyat ve destekleme uygulamaları ise son yıllarda yok denecek kadar az olmakla birlikte ürün ve girdi fiyatı destekleri, çeşitli yardımlar, ihracat iadeleri ve gelir desteğinden oluşmaktadır. Bunlardan piyasa düzenlemeleri, politika işleyişi kapsamında yer alan diğer yapılanmaların tamamından doğrudan etkilenmektedir.

Ülkede tarım politikalarının sağlıklı oluşturulması ve yürütülmesi için, belirtilen yapılanmanın her birinin iyi organize edilmesi ve aralarındaki koordinasyonun çok iyi oluşturulması gerekmektedir. Nitekim özellikle piyasa düzenlemeleri ile fiyat ve destekleme uygulamaları konusunda ülkemizde de sıkça yeni düzenlemeler ve yeni arayışlar söz konusu olmaktadır. Ancak bu arayışların büyük çoğunluğu, genellikle ekonomik istikrar önlemleri gündeme geldiği dönemde daha da belirginleşmektedir. Üstelik “ekonomik istikrar paketi” kapsamında tarımsal destekleme politikaları ile ilgili konulara doğrudan yer verilmektedir. Örneğin 24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Önlemleri kapsamında; Tarımsal Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT)’nin özelleştirilmesi, tarımda serbest piyasaya uygulamalarına geçiş, devlet adına destekleme alımı yapılan ürün sayısını sınırlama ve tarımsal dış ticaretin daha da serbestleştirilmesi gibi konular üzerinde önemle durulmuştur. Ancak bunlardan özellikle tarımsal KİT’lerin özelleştirilmesi konusu ile serbest piyasaya geçiş konularında kamuoyunda önemli tartışmalar yaşanmıştır.

Benzer şekilde, yine 5 Nisan 1994 tarihli Ekonomik İstikrar Önlemleri ile de aynı konular gündeme taşınmış ve devlet adına destekleme alımı yapılan ürün sayısının azaltılması ve özelleştirme konularında yoğun tartışmalar yaşanmıştır. Sonuçta, IMF kaynaklı sürdürülmüş olan istikrar önlemleri ile hububat, şeker pancarı ve tütünden oluşan 3 ürün dışında devlet adına destekleme alımı yapılmasına son verilmiştir. Hububat alımından TMO, pancar alımından Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. (TŞFAŞ) ve tütün alımından ise TEKEL sorumlu tutulmuştur. Öte yandan, Tarım Satış Kooperatifleri (TSK) ürünleri olan fındık, ayçiçeği ve pamuk da hazine garantili alım kapsamından çıkarılmıştır. Ancak, önceden hazine garantili ve Ziraat Bankası kaynaklı cari faizli (sübvansiyonsuz) kredilerle TSK desteklenmekteyken, 1994 önlemleri ile Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu (DFİF)’ndan düşük faizli (sübvansiyonlu) kredilerle TSK’nin desteklenmesi uygulamasına geçilmiştir. Bunun yanında, destekleme alımı yapılan ürün sayısının sınırlandırılması politikasının devamı olarak kapsam dışına alınan ürünlerin alımında görev alan KİT’lerin özelleştirilmesi uygulamasına geçilmiştir. Bunlardan Et ve Balık Kurumu (EBK), Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu (TSEK) ve ÇAYKUR yanında ayrıca kimyasal gübre desteğinde görev alan TÜGSAŞ ve İGSAŞ gibi KİT’lerin özelleştirilmesi çalışmaları hızlandırılmıştır. Diğer yandan TŞFAŞ, TEKEL, TSK Fabrikaları ve TEKEL’in de daha sonraki dönemde özelleştirilmesi planlanmıştır. Böylece tarım ürünleri destekleme alım modelinde yeni arayışlara gidilerek yeni düzenlemeler getirilmiştir.

Son olarak, günümüzde de uygulamaları devam eden, Aralık 1999 ve Şubat 2001 Ekonomik İstikrar Önlemleri kapsamında tarım ve destekleme politikaları konulu pek çok yeni düzenleme gerçekleştirilmiştir. Ancak bunların 1980 ve 1994 önlemlerine göre tarım sektörü üzerindeki etkisi ve kapsamı çok daha farklı olmuştur. Üstelik iç kaynaklı bazı yeni düzenlemelerin de özellikle bu dönemde gerçekleştirilmesi nedeniyle, ülke genelinde “tarımsal destekleme politikalarında yeniden yapılanma arayış ve reform görünümü” ortaya çıkmıştır. Nitekim uygulamaların kapsamına bakıldığında, böyle bir bakış açısının aslında çok da yanlış olmadığı söylenebilir.

Aralık 1999 ve Şubat 2001 önlemleri kapsamında tarımsal destekleme politikaları ile ilgili olarak; serbest piyasa ekonomisine geçiş, rekabet gücü yüksek ürünlerin desteklenmesi ve desteklemelerin hazineye yük getirmemesi amaçlanmıştır. Bunları gerçekleştirebilmek için de; destekleme alımları ile ortaya çıkan görev zararlarının ortadan kaldırılması (bunun için de destekleme alımlarına son verilmesi ve alım yapan KİT’lerin özelleştirilmesi) ve tarımsal girdi sübvansiyonlarına son verilmesi hedeflenmiştir. Son verilen uygulamaların yerine ise alternatif olarak Doğrudan Gelir Desteği (DGD) uygulamasına geçiş öngörülmüştür. Böylece vazgeçilen destekleme ödemeleri ile ortaya çıkan üretici gelir kaybının DGD ile telafi edilmesi amaçlanmıştır. Bütün bu yeni önlemlerin uygulanması sonucunda; tarımsal desteklemelerden kaynaklanan mali yükün hafifletilmesi ve sadece gerçek üreticiye tarımsal desteğin verilmesi beklentisine girilmiştir.

Aslında Türkiye tarım politikalarındaki yeniden yapılanma arayışlarının temeli “Yapısal Değişim Projesi” adı altında 7. ve 8. Beş Yıllık Kalkınma Planları (BYKP)’na dayanmaktadır. Günümüzde gerçekleştirilmiş olan pek çok yasal düzenlemenin çok önceden planlanmış ancak hayata geçirilememiş olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin 2001 yılından itibaren Dünya Bankası’nın mali desteği ile uygulanmaya başlanan Tarım Reformu Uygulama Projesi kapsamında günümüzde başlıca olarak; DGD, Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) Projesi ve Alternatif Ürün Projesi yürütülmektedir. Yaklaşık aynı dönemde uygulamaya giren IMF istikrar önlemleri kapsamında da özellikle DGD ve ÇKS önemle vurgulanmaktadır. Çünkü son verilen bütün destekleme uygulamaları için DGD en önemli alternatif olarak öne çıkarılmaktadır.

Nitekim IMF önlemleri ile 2001 yılından itibaren; kredi, gübre, tohum ve ilacı kapsayan “girdi destekleri” ile şeker pancarı ve tütünü kapsayan “devlet garantili destekleme alımlarına” son verilmiştir. Ayrıca destekleme alımlarında görev alan kuruluşlardan TŞFAŞ, TEKEL ve TSK’nin alım ve işleme tesisleri özelleştirme kapsamına alınmıştır. Halen bu yöndeki çalışmalar devam etmektedir. Belirtilen kurumlara ait tesislerin özelleştirilmesinden sonra ortaya çıkacak boşluğun doldurulması ve mevcut ürün piyasalarının serbest rekabet koşullarında çalışmasını sağlamak amacıyla Şeker Yasası (4634), Tütün Yasası (4733), TSK (4572) Yasası ve TMO’nin ürün alımlarına ilişkin yeniden yapılanmasını öngören yasal düzenlemelere gidilmiştir. Böylece tarımsal destekleme sisteminde köklü değişikliklere gidilmiş ve devlet adına ürün destekleme alımından tamamen vazgeçilmiştir. Ancak IMF kaynaklı istikrar önlemlerinin acil eylem programı kapsamında Tütün, Şeker ve TSK Yasası’nın çıkarılması önerisine yer verilmiş olması uzun süre kamuoyu gündeminde yer almıştır.

1999-2001 döneminde izlenen IMF kaynaklı politikalar ile devlet destekleme alımından vazgeçme, ilgili KİT’leri özelleştirme ve yeni yasalarla piyasa düzenleme kurulları oluşturarak tarım ürünleri piyasasını serbest rekabet ortamına dönüştürme amacı büyük oranda gerçekleştirilmiştir. Ancak mevcut düzenlemelere ilave olarak, üretim fazlalığı olduğu düşünülen bazı tarım ürünlerinin üretimi yönlendirilerek piyasa talebi kadar ürün arzının gerçekleştirilmesi politikası izlenmeye başlanmıştır. ARIP kapsamında yer alan ve Alternatif Ürün Projesi olarak da adlandırılan bu çalışmaya göre, ilk aşamada fındık, tütün ve şeker pancarı üretimindeki fazlalığın giderilmesi amaçlanmıştır. Bunun için de üretici belgesi, alan ve ürün alım miktarlarının sınırlandırılması gibi çeşitli kısıtlayıcı tedbirlere başvurulmuştur. Son olarak patates de bu ürünlere dahil edilmiştir. Sınırlanan alanlar için ise; genelde ülkede üretim açığı yaşanan ürünlere yönelim teşvik edilmiştir. Bu amaçla bölge yapısına uygun olmak koşuluyla, yem bitkileri ve yağlı tohumlar gibi bazı ürünlerin üretimine yönelme başlıca seçenek olarak ileri sürülmüştür. Günümüzde de bu yöndeki politikalar sürdürülmektedir.

Destekleme alımı, girdi destekleri, özelleştirme, DGD, ÇKS ve Alternatif Ürün Projesi şeklinde hem IMF hem de ARIP kapsamlı yürütülen politikaların dışında, içsel gerekçelerle sürdürülen çeşitli destekleme politikası düzenlemeleri de bulunmaktadır. Bunların başında; hayvancılık destekleme politikaları ile özellikle üretim açığı, dışa bağımlılık, üretimi yok olma noktasına gelme, üreticiye gelir desteği sağlama gibi nedenlerle genelde yağlık ayçiçeği, soya fasulyesi, kanola, zeytin, pamuk, tiftik, koza ve 2005 yılında buğday ürünlerine değişken miktarlarda verilen prim ve yardım destekleri gelmektedir. Hayvancılık ve prim destekleri uygulaması, içsel nedenlerle Türkiye’de uzun zamandır sürdürülmektedir.

2.2. Uluslararası Politikalar

2.2.1. Dünya Ticaret Örgütü Kararlarının Türkiye Açısından Değerlendirilmesi

İlk olarak 1995 yılında yürürlüğe giren DTÖ Tarım Anlaşması, tarım ürünleri ticareti ve ticareti etkileyen destekleme tedbirleri için yeni kuralları yürürlüğe koymuştur. Bağlayıcı nitelikteki bu kurallar 1995-2004 yıllarını kapsamaktadır. DTÖ Tarım Anlaşması’nın 20. maddesi bu sürenin bitiminden sonra ek kuralların yürürlüğe konulmasını ve bu amaçla 1999-2000 döneminde yeni bir müzakere döneminin başlatılmasını öngörmüştür. Bu öngörü ışığında 2001 yılında Doha’da düzenlenen DTÖ Bakanlar Toplantısında bu müzakerelerin başlatılması karara bağlanmıştır. Tarım Antlaşması’nın 20. maddesine göre, 2002 yılı başlarından itibaren sürdürülen müzakerelerde, tarımda “modalite oluşturulması” için 31 Mart 2003 tarihi belirlenmiştir. Ancak bu beklenti Eylül 2003’de Cancun’da gerçekleştirilmiş olan 5. Bakanlar Konferansı ile de sonuçlandırılamamıştır.

Doha Kalkınma Raundu önündeki engelleri kaldırmak amacıyla müzakerelere ivme kazandırmak üzere yürütülen toplantı sonucunda, 31 Temmuz 2004 tarihinde DTÖ bir çerçeve metin üzerinde uzlaşma sağlayabilmiştir. Karar Metni beklendiği üzere; tarım, pamuk, sanayi ürünlerinde pazara giriş ve ticaretin kolaylaştırılması konularını içermiştir. Gelişmekte olan ve en az gelişmiş ülkelere sağlanacak “özel ve lehte muamele” hükümleri, DTÖ anlaşmalarının uygulanmasından kaynaklanan sorunları içeren "uygulama" konuları karar kapsamında yer almış, teknik yardım ve kalkınma ile bağlantılı diğer konular ise kalkınma boyutu bağlamında karar metninin tamamlayıcı unsurlarını oluşturmuştur.

DOHA Ticaret Müzakereleri adıyla tanımlanan bu müzakereler; öncelikle müzakerelere zemin teşkil edecek ve genel tavizleri içerecek bir “çerçeve”nin kabul edilmesi ve daha sonra ayrıntılı müzakerelerin bu metindeki esaslara dayalı olarak yürütülmesi planlanmıştır. Bu aşamadan sonra, ayrıntılı nihai metnin (anlaşma) hazırlanması ve 2005 yılında Hong Kong’da düzenlenecek DTÖ Bakanlar Toplantısında kabul edildikten sonra yürürlüğe konulması öngörülmektedir.

Gelinen noktada, Hong Kong’da yapılacak Bakanlar Toplantısından önce, belirlenen genel prensipler doğrultusunda kararların şekillenmesinde Türkiye’nin pozisyonunun belirlenmesi çalışmaları devam etmektedir. Nitekim çalışmanın bu bölümünde de, Türkiye’nin pozisyonunun ne olması gerektiği konusu, Türkiye’nin DTÖ daimi temsilciliği, Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Tarım Bakanlığı’nın açıklama ve görüşleri doğrultusunda tartışılması amaçlanmıştır.

 

Dünya Ticaret Örgütü’nün Kuruluşu ve Misyonu

 

Gündeme geldiği 1950’li yıllarda Uluslararası Ticaret Örgütü (ITO)’nün, güçlü bir ticaret organizasyonu olarak kurulması gerçekleştirilememiştir. Fakat yaklaşık yarım asır sonra yapılan Uruguay Turu’nda DTÖ’nün kurulması ve GATT Antlaşması’nın fonksiyonlarını devralması kararlaştırılmıştır. 1986-1994 Uruguay Turu görüşmelerinde oluşturulan ve 1 Ocak 1995 yılında kurulan DTÖ’nün merkezi İsviçre’nin Cenevre şehrindedir. Yaklaşık 150 üyesi 120 milyon ABD Doları bütçesi ve 550 çalışanı olan DTÖ, genel sekreterlik şeklinde yönetilmektedir (WTO, 2005).

DTÖ’nün fonksiyonları; DTÖ antlaşmalarını yönetmek, ticaret pazarlıkları için forum oluşturmak, ticaret anlaşmazlıklarını çözüme kavuşturmak, ulusal ticaret politikalarını gözetlemek, gelişmekte olan ülkelere teknik yardım ve eğitim vermek ve uluslararası organizasyonlarla işbirliği yapmak şeklinde sıralanabilir.

DTÖ, GATT’ın kararlarını kolaylaştırdığı gibi Uruguay Nihai Anlaşması ve GATT prensiplerine yaptırım gücü de sağlamıştır. Genel Kurul, Bakanlar Konferansı, çeşitli Konseyler ve Sekreterlik gibi birimleri bulunan DTÖ, tüzel kişiliğe sahiptir. Türkiye’nin de üyesi olduğu bu kurumun faaliyetlerini izlemek ve sağlayacağı imkanlardan yararlanmak hem Türkiye hem de ihracatçılar için önem arz etmektedir.

DTÖ, ülkeler arasında yapılan ticaret kurallarıyla uğraşan uluslararası bir örgüttür. Bu örgütün temelinde, uluslararası piyasada ticaret yapan çok sayıda ülke tarafından tartışılan ve imzalanan antlaşmalar vardır. Bu dökümanlar, uluslararası ticaret için meşru olan temel kuralları belirlemektedir. Bu kurallar esas olarak, hükümetlerin kabul edilen sınırlar içinde ticaret politikalarını yürütmelerini temin eden antlaşmalardır. Hükümetler tarafından görüşülmüş ve imzalanmış olmasına karşın bu antlaşmaların asıl amacı, mal ve hizmet üretenlerin, ihracatçıların ve ithalatçıların işlerine yardımcı olmaktır.

Sistemin temel ve uygulamadaki amacı, arzu edilmeyen yan etkileri olmadığı müddetçe, mümkün olduğu ölçüde ticaretin serbest yapılmasına yardımcı olmaktır. Bu da kısmi olarak engellerin ortadan kaldırılması anlamına gelir. Bunun diğer bir anlamı, dünyanın her yerinde ticaret kurallarının ne olduğu hakkında fertlerin, şirketlerin ve hükümetlerin emin olmalarını sağlamak ve ani politika değişmelerinin olmayacağı konusunda güvence vermektir. Antlaşmalar, önemli uyuşmazlık ve tartışmalardan hemen sonra ticaret yapan ülkeler topluluğu tarafından hazırlanıp imzalandığından DTÖ, ticaret pazarlıkları için bir forum olarak hizmet etme görevini üstlenmektedir. DTÖ’nün bir diğer çalışma alanı ise anlaşmazlıkların sona erdirilmesidir. Ticaret ilişkileri çoğu zaman çakışan menfaatleri içinde bulundurur. Bu farklılıkları gidermenin en uygun yolu, kabul edilen meşru bir kurum temeline dayanan nötr bir süreçtir.

 

Dünya Ticaret Örgütü’nün Çalışma Prensipleri

 

DTÖ antlaşmaları çok uzun ve karmaşıktır. Çünkü bu antlaşmalar; tarım, tekstil ve giyim, bankacılık, haberleşme, hükümet alımları, endüstriyel standartlar, gıda sağlığı yönetmenlikleri, akli mülkler ve daha bir çok konuyu içeren hukuki metinlerdir. Fakat birkaç temel kural tüm bu faaliyetler için geçerli olmaktadır. Bu prensipler, çoklu ticaret sisteminin  temelini oluşturmaktadır.

Ticaret sistemi ayrımcı olmamalıdır. Bir ülke, ticaret yaptığı ülkeler arasında ayrım yapmamalıdır. Yani ticaret yapılan tüm ülkeler, aynı eşitlikte tercih edilen ülkeler olmalıdır. Ayrıca ülke içinde üretilen ürünler ile dışardan ithal edilen yabancı ürünler arasında ayrım yapılmamalıdır. Ticaret sistemi, pazarlıklar yoluyla engeller azaltılarak daha serbest hale getirilmelidir. Ticaret sistemi kestirilebilir olmalıdır. Yani yabancı firmalar, yatırımcılar ve hükümetler, ticaret engellerinin keyfi olarak artırılmayacağı konusunda güven içinde olmalıdırlar. Bu keyfi artışlar DTÖ tarafından sınırlandırılır. Ticaret sistemi daha rekabetçi olmalıdır. İhracat destekleri ve piyasa payını artırmak için maliyetin altında damping yapma gibi haksız uygulamalar engellenerek rekabetçi ortam sağlanmaya çalışılmaktadır. Ticaret sisteminde az gelişmiş ülkelere adaptasyon için daha fazla zaman verilmekte, daha fazla esneklik sağlanmakta ve özel bazı öncelikler temin edilmektedir.

a) Ayırımcılık Olmadan Ticaret

b) Daha Serbest Ticaret

c) İstikrarlı Bir Ortam

d) Dürüst Rekabeti Teşvik

e) Gelişme ve Ekonomik Reformu Teşvik

 

2.2.2. Temmuz 2004 Tarihli DTÖ Genel Konsey Taslak Kararı ve Tarım

 

Tarım müzakerelerine ilişkin çerçeve, her ne kadar pamuk konusuna yer vermez ise de konunun ticaret boyutuyla tarım müzakereleri içinde acilen, özel ve iddialı bir şekilde ele alınması öngörülmektedir. Bu amaçla Tarım Müzakereleri Özel Oturumları’na düzenli olarak rapor sunmak üzere bir alt komite kurulması da kararlaştırılmıştır.

 

a) İç Destekler

 

İç desteklere dair genel prensip, ticareti bozucu olduğu kabul edilen desteklerde önemli ölçüde indirim gerçekleştirilmesi ve uygulama miktarı yüksek olan üyelerin yüksek oranda indirim yapmasıdır. Gelişmekte olan ülkelere yönelik olarak ise “özel ve lehte muamele” hükümleri geçerli olacaktır. Getirilen disiplin ile, her üyenin, uyguladığı nihai bağlı toplam AMS (Toplu Destek Ölçümü), “de minimis” ve mavi kutu desteklerin toplamından oluşan genel destek miktarı üzerinden bant yaklaşımı ile indirim yapılması öngörülmektedir. İlk dilim indirimin, genel destek seviyesinin %20'si kadar olması hükme bağlanmaktadır.

De minimis: Çerçeve metin, indirime yönelik bir müzakere sürecine işaret etmektedir. Ancak gelişmekte olan ülkeler açısından bu müzakerelerde özel ve lehte muamelenin dikkate alınacağı ve düşük gelirli çiftçilere de minimis kapsamında yapılan desteklerin indirimden muaf tutulması bir esneklik olarak ortaya konulmaktadır.

Mavi kutu:  Mavi kutu ile ilgili olarak mevcut Tarım Anlaşması’nda yer alan tanım genişletilerek mavi kutu önlemlerinin üretim şartı aranmaksızın kullanılabilmesi öngörülmekte; ayrıca ilave bazı kriterlerin de tartışılabileceği ifade edilmektedir. Mavi kutuya dair bir diğer önemli disiplin, bu kapsamdaki uygulamaların, ilgili üye ülkenin toplam tarımsal üretiminin %5'i ile sınırlı tutulmasıdır.

Yeşil kutu: Yeşil kutu ile ilgili olarak uzun süredir sağlanmış bulunan ve bu önlemlerin muhafazası şeklindeki yaklaşım metne yansıtılmıştır. Ayrıca, bu tür önlemlerin ticareti bozucu etkilerinin ortadan kaldırılması veya en az düzeye indirilmesini temin eden kriterlerin gözden geçirilmesi öngörülmektedir. Ancak bu bağlamda yapılacak çalışmalarda da yeşil kutu kapsamındaki temel kavram, prensip ve işlevselliğin korunmasına özen gösterilmesi ayrıca ticaret dışı mülahazaların dikkate alınması hükme bağlanmaktadır.

b) İhracat Sübvansiyonları

 

Metinde ihracat sübvansiyonları ile eş etkili uygulamaların, müzakere sürecinde belirlenecek makul bir tarihte ortadan kaldırılması karar altına alınmaktadır. Kaldırılması öngörülen sübvansiyonlar arasında ihracat kredilerinin ihracat sübvansiyonu özelliği taşıyan unsurları, gıda yardımları ile kamu iktisadi teşekküllerinin faaliyetleri yer almaktadır. Getirilen yeni anlayış ile büyük tartışmalara konu olan ihracat kredilerinde geri ödeme süresi ticari işlemlerdeki vade ile uyumlu olacak şekilde 180 gün olarak düzenlenmektedir.

Varılan mutabakat uyarınca; ihracat sübvansiyonları, ihracat kredileri, gıda yardımları ile kamu iktisadi teşekküllerinin faaliyetleri şeklinde belirtilen unsurlar için eşit ve paralel biçimde taahhütte bulunulması öngörülmektedir. Dolayısıyla müzakerelerde belirlenecek indirim usulleri ve takvim de tüm ihracat rekabet unsurları için paralel olacaktır. İndirimlerin yıllık bazda gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. İhracat sübvansiyonları altında gelişmekte olan ülkelere yönelik özel ve lehte muamele hükümlerine de yer verilmektedir. Bu çerçevede bu ülkelerin ihracat sübvansiyonlarını gelişmiş ülkelere oranla daha uzun bir süre içinde kaldırmaları öngörülmektedir.

İstisnai şartlar: Bu başlık altında getirilen istisna hükmü; gelişmekte olan ülkelere yapılacak ihracata yönelik olarak, gıda yardımlarının yeterli olmadığı istisnai şartlar altında, ihracat sübvansiyonları ile ilgili taahhütlere zarar vermeksizin geçici ihracat kredisi veya tercihli finansman düzenlemelerine imkan sağlanabilmesidir.

 

c) Pazara Giriş

 

Çerçeve metin uyarınca, tarife indirimlerinin bant yaklaşımı ile, tarife yapılarındaki farklılıkları dikkate alacak şekilde bağlı oranlar üzerinden gerçekleştirilmesi karara bağlanmıştır. Bant sayısı ve bu bantlar içinde hangi formül ile indirim yapılacağı müzakere sürecinde belirlenecek olmakla birlikte, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere tek tip formül uygulanması söz konusudur. En az gelişmiş ülkeler dışında tüm üyelerin sürece katkı sağlamaları beklenmektedir. Metin, esaslı bir tarife indirimini amaçlamaktadır. Buna göre; yüksek tarifelerden yüksek oranda ve tüm ürünlerde indirim yapılması öngörülmektedir. 

 

d) Diğer Konular

 

Hassas ürünler: Hassas ürünler (sensitive products), pazara giriş bölümünün  önemli bir unsurunu teşkil etmektedir. Müzakerelerle belirlenmesi öngörülen uygun sayıda tarife satırı ile sınırlı tutulacak olan bu ürünlerin, gelişmiş veya gelişmekte olan ülke ayrımı yapılmaksızın, ülkeler tarafından belirlenmesi hükme bağlanmaktadır. Ancak bu ürünler için de, tarife indirimi ve bazı hallerde tarife kotası açılması suretiyle esaslı bir iyileştirme öngörülmektedir.

Diğer unsurlar: Pazara giriş başlığı altında yer verilen diğer unsurlar ise kota idaresinde iyileştirmeye gidilmesi ve tarife basamaklandırmasının belirlenecek bir formül ile ele alınmasıdır. Tarifelerin basitleştirilmesi ile özel korunma önlemleri mekanizmasının da müzakerelerde tartışılması öngörülmektedir.

Özel ve Lehte Muamele: Gelişmekte olan ülkelere tanınacak özel ve lehte muamele hükümleri ise tarife indirim formülü, hassas ürün sayısı ve bunların ne şekilde ele alınacağı, tarife kotalarının genişletilmesi ve uygulama dönemlerine dair farklılaştırmayı içermektedir.

Gelişmekte olan ülkelerin üzerinde durdukları "özel ürünler" (special products) konusuna da yer verilmekte ve bu kapsamda değerlendirilecek ürünlerin daha esnek bir muameleye tabi tutulacağı karara bağlanmaktadır. Metin uyarınca, gelişmekte olan ülkelere yönelik olarak Özel Korunma Önlemleri Mekanizması’nın da kurulması öngörülmektedir.

 

e) İstisnalar

 

En Az Gelişmiş Ülkeler: Bu ülkelerden herhangi bir tarife indirim talebi olmayacaktır. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler mümkün olduğu ölçüde gümrük vergisi ve kotalardan muafiyet sağlayacaktır.

Yeni Katılan Ülkeler: DTÖ'ne yeni katılan ülkeler için özel bir esneklik tanınması da çerçeve metinde yer almaktadır.

Diğer Konular: Sektörel insiyatifler, ihracat vergileri ve coğrafi işaretler ise üzerinde uzlaşılamayan konular olarak sıralanmaktadır. Metinde ayrıca, Tarım Anlaşması’nda yer alan ihracat kısıtlamalarına ilişkin disiplinin kuvvetlendirilmesi öngörülmektedir.

 

Çerçeve Metnin Genel Olarak Değerlendirilmesi

o  Tarım, çerçeve metninin ağırlıklı konusunu oluşturmuştur.

o  İç destekler konusunda özellikle gelişmiş ülkelerin belli bir disiplini uygulama konusunda adım attıklarını belirtmek yanlış olmayacaktır. Bu durum, olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.

o  Gelişmekte olan ülkeler için önem arz eden “de minimis” oranının muhafazası  ve halihazırda mevcut özel ve lehte muamele hükümlerinin devamı hedeflenecektir.

o  Mavi kutu konusunda bir sınırlandırmadan söz edilebilirse de tanım genişletilmiştir. Ayrıca getirilen global tavan uygulaması, ürün bazında ilave bir tavan uygulaması ile desteklenmediğinden fazla etkili olmayabilir.

o  Yeşil kutu gelişmiş ülkelerin mutabakatı çerçevesinde muhafaza edilmiştir. Her ne kadar bir gözden geçirmeden söz ediliyorsa da özellikle ticaret dışı mülahazalara yapılan atıf dikkate alındığında olası bir gözden geçirme sonucunda kapsamın daraltılacağını beklemek gerçekçi olmayacaktır.

o  İhracat sübvansiyonlarının belli bir tarihte kaldırılması yönünde bir taahhütte bulunulması şüphesiz gelişmiş ülkelerin bir tavizi olarak algılanmalıdır. Zira bu konu, Uruguay Raund'dan beri gündemde olan bir anlaşmazlıktır. Sübvansiyonların kaldırılacağı tarihin DTÖ'nün kredibilitesine gölge düşürmeyecek bir tarih olarak öngörülmesinin de Türkiye'nin müzakerelerdeki genel pozisyonu ile paralellik arz ettiği görülmektedir.

o  Öte yandan, ihracat sübvansiyonlarına paralel olarak, sübvansiyon eş değeri etki yaratan unsurların disiplin altına alınması yönündeki mutabakat ise ABD ve AB arasındaki uzlaşmayı yansıtmakta ve olumlu değerlendirilmektedir.

o  Gerek iç destekler ve gerekse ihracat sübvansiyonundaki tüm bu gelişmelere paralel olarak, gelişmiş ülkelerin kendi üzerlerine düşeni yaptıkları varsayımıyla gelişmekte olan ülkelerden beklentileri ise esaslı bir tarife indiriminin gerçekleştirilmesidir.

o  Formül olarak bant yaklaşımının kabul edilmesi, diğer ülke pozisyonları ile değerlendirildiğinde müzakerelerde beklentinin, kayda değer bir pazar açılımı sağlanması yönünde olduğunu göstermektedir.

o  Bu noktada, gelişmiş ülkelerce olabildiğince dar olarak yorumlansa da özel ürünler ve hassas ürünler kavramları pazara girişte elde edilmiş önemli esneklikler olarak görülmektedir.

o  Tarımdaki korumacı yaklaşıma karşın, sanayi ürünleri açısından değerlendirmeler, Türkiye’nin gümrük birliği partneri olması nedeniyle farklı bir perspektiften gerçekleşmektedir. Buradaki temel yaklaşım ise gelişmekte olan ülkelerin de mümkün olduğunca pazarlarını açması şeklindedir.

o  Çerçeve metin ufak değişiklikler dışında Derbez Metni'ni yansıtmaktadır. Sanayi ürünlerinde indirim formülü olarak doğrusal olmayan bir formülün benimsenmesi olumlu bir gelişme olarak nitelendirilebilir.

o  Öte yandan bağlı olmayan tarifelerde uygulanan tarife oranlarının iki katı üzerinden indirim yapılması, gerçek bir pazar açılımı sağlamayacağı yönünde değerlendirilmektedir.

o  Sektörel yaklaşımlar konusuna da esnek bir anlayışla yaklaşılmakta ve bu açıdan metnin fazla iddialı olmadığı düşünülmektedir.

o  Ticaretin kolaylaştırılması bağlamında ortaya konulan modalite belgesi, gelişmekte olan ve en az gelişmiş ülkelere alışılmışın dışında esneklik tanımayı taahhüt etmektedir. Bu durumda, gelişmekte olan ülkeler arasında asimetrik yükümlülükler ortaya çıkabilecektir. Müzakere sürecinde bu husus dikkate alınmalıdır. Zira bu alandaki müzakerelerden Türkiye’nin temel beklentisi, diğer ülkelerle olan ticari ilişkilerimizin şeffaf ve sağlam temeller üzerine oturtulmasıdır.

2.2.3. Türkiye Tarımı Açısından Çerçeve Metnin Değerlendirilmesi

Kabul edilen çerçeve, uluslararası ticaretin daha fazla serbestleştirilmesi için temel bir yapıyı oluşturmaktadır. Bu yapının temel taşları şöyle tespit edilmiştir (TKB, 2004a):

a) Serbest ticareti bozucu nitelikteki tarımsal desteklemelerin azaltılması,

b) Ticarette haksız rekabete neden olan ihracat teşviklerinin, belirlenecek bir süre sonunda kaldırılması,

c) Tarım ürünleri pazarının korunmasına yönelik gümrük vergilerinin azaltılması (yüksek vergilerin daha fazla, düşük vergilerin daha az oranda azaltılması).

Gelişmekte olan ülkelere, bu serbestleşme tedbirlerini daha az oranda ve daha fazla sürede yapma ayrıcalığı tanınmış, çok az gelişmiş ülkeler grubunda yer alan yaklaşık 50 yoksul ülke bu tedbirlerden muaf tutulmuştur. Ülkemiz DTÖ sınıflamasında gelişmekte olan ülkeler grubunda yer almaktadır. Bu nedenle bu ülkelere tanınan ayrıcalıklardan yararlanacaktır. Bu arada, gelişmiş ülkelerin ihracat sübvansiyonlarını azaltmaları, gümrük vergilerini indirmeleri ve iç desteklerini kısmaları sonucunda, Türk tarım ürünlerinin dış pazarlardaki rekabeti açısından bazı kazanımlar da elde edilebilecektir. Muhtemel yükümlülükler ve kazanımlar ile müzakerelerde izlenmesi gereken tutum aşağıda değerlendirilmiştir. 

İç Destekler

Kırmızı Kutu: Tarımsal destekleme politikası 2000 yılında başlatılan reform paralelinde daha çok doğrudan ödemelere kaydırılmıştır (TKB, 2004d). Dolayısıyla iç destekler altında yer alan kırmızı kutu tedbirleri arasında bulunan girdi destekleri, fiyat yolu ile desteklemeler ve primler, toplam destekleme bütçesi içerisinde çok az bir pay işgal etmektedir. Türkiye’de prim ödemeleri genellikle üretim yetersizliği bulunan ürünler için uygulanmaktadır. Bu nedenle bu desteklerin devam etmesinin gerekliliği kabul edilmektedir. Fakat bu desteklerdeki problem, prim ödemesinin DTÖ kurallarına göre kırmızı kutuda yer almasıdır. Kırmızı kutu tedbirleri için öngörülen %10’luk istisna dikkate alındığında bugün için Türkiye’nin bir ek yükümlülük altına girmesi olası görülmemektedir. Ancak, Asgari Destek (de minimis) istisnasının %10’un altına çekilmesi halinde prim desteği verilen pamuk, ayçiçeği, soya fasulyesi gibi ürünlerde sorun yaşayabileceğimiz muhtemeldir. Bu destekleme kategorisine, kullanılan politika aracının aynı olması nedeniyle süt ve et teşvik primi de eklenebilir.

 

Bu nedenle üzerinde düşünülmesi gereken üç alternatif söz konusudur (Yavuz ve ark., 2004). Bunlardan birincisi, prim ödemelerinin toplam destekler içindeki payının, DTÖ kurallarındaki asgari destek oranı olan % 10’un altına düşmemesidir. İkinci alternatif ise, bu destekleme şeklinin Mavi Kutuda yer alan garanti fiyatı ve fark ödemesine dönüştürülmesidir. Zaten halihazırda Türkiye’deki prim ödemeleri de bu politika aracına benzetilerek yapılmaktadır. Üçüncüsü ise DGD’nin bir şekilde belli ürünlerde prim uygulamaları yerine kullanılmasıdır.

Prim ödemelerinde özellikle sertifikalı tohum ve soy kütüğüne kayıtlı hayvan kullanımı, belli bir dönem içinde geçici olarak zorunlu hale getirilerek kullanılmasının hızla yaygınlaştırılması sağlanmalıdır (TKB, 2004b). Bir başka ifadeyle, prim ödemeleri, üretimde verim ve kaliteyi artırma aracı olarak kullanılmalıdır. Prim miktarları belirlenirken, ilgili üretici birliklerinin görüşleri ve dünya piyasalarındaki rekabet koşulları dikkate alınmalı ve ödemeler zamanında yapılmalıdır.

Mavi Kutu: Mavi kutu tedbirleri altında fındık ve tütünde uygulamakta olduğumuz alan daraltması ve çay budama tazminatları yer almaktadır. Bu tedbirler üretim veya verimle irtibatlı olmayıp alan ve kalite kriterlerine dayanmaktadır. Kabul edilen Çerçeve’de mavi kutu tedbirleri için müzakerelerde tarihsel bir süre tespit edilerek, bu desteklerin toplam tarımsal üretim değerinin % 5’ini geçmeyecek şekilde azaltılması öngörülmektedir. Türkiye’nin bu kutuya giren destekleme tedbirlerinin parasal değerinin çok düşük olması nedeniyle, Çerçeve’nin, bu yöndeki desteklemeleri olumsuz etkileyecek bir yükümlülüğe neden olması beklenmemektedir. Ancak eğer Türkiye’de, “Fark Ödeme” sistemi önümüzdeki yıllarda uygulamaya konulursa, en yüksek destek değerinin %10’un altına çekilmesi, düşünülen bu uygulamayı kısıtlayabilir.

Ye

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !